bebekli dünya

bebekli dünya

Anne&Bebek

Yeni Doğan Bakımının Püf Noktaları

Yeni Doğan Bakımı

Doğum gerçekleştikten sonra annelerin en temel konularından biri bebek bakımının nasıl yapılacağı. Özellikle ilk bebeğini doğuran anneler, bebeğine nasıl bakması, ne gibi bakımlar uygulaması gerektiği konusunda kaygı ve endişe duyabilir. Bu yazımızda yeni doğan bakımı ile ilgili püf noktalarını, yeni doğan bakımında dikkat edilmesi gereken noktaları bulabilirsiniz. 

 Yeni Doğan Bakımı Nasıl Olmalı?

  • Yeni doğan bebeklerin cildinde mumsu bir tabaka vardır. Bu tabaka yıkandıkça çıkan bir tabakadır. O yüzden bebeğin üzerindeki tabakayı çıkarmaya çalışmamalı, zamanla kendiliğinden çıkmasını beklemelisiniz. 

  • Oda ısısı bebeğin anne karnındaki sıcaklığı hissedebilmesi için önemlidir. Bebeğin dış dünyaya uyum sağlamaya çalıştığı bu dönemde kendini rahat hissedebilmesi ve sağlığını koruyabilmesi için oda sıcaklığını 22 – 24 derece arasında ayarlamanız yeterlidir.
  • Bebekler doğumdan sonra sık sık hıçkırırlar ve hapşırırlar. Bu oldukça doğal bir süreçtir, endişe duymadan hıçkırığın kendiliğinden geçmesini bekleyebilirsiniz. 
  • Yeni doğan bebeklerin meme bölgeleri genelde şiş olur. Bu zamanla geçecek bir şişliktir. Masaj yapmaya ya da farklı yöntemler ile şişliği indirmeye çalışmamalısınız. 
  • Doğumdan sonra bebeğinizin vücudunun boğum boğum olduğunu fark edeceksiniz. Bir süre sonra düzelecek olan bu boğumların arasında sık sık kir birikebilir. Düzenli olarak her gün bu kirleri temizlemek bebeğinizin enfeksiyon kapma riskini ortadan kaldırır. 
  • Bebeğinizin altını cilt sağlığı için sık sık değiştirmelisiniz. Uzun süre bebek bezi ile temas halinde kalan bebeklerde mantar ya da pişik gibi rahatsızlıklar söz konusu olabilir. 
  • Bebeğin üşümesinden korkup kat kat giydirmek yeni doğan bakımında yapılan hatalardan biridir. Bu hata bebeğin ısınmasından çok terleyip hasta olmasına yol açar. Uygun oda sıcaklığını sağladıktan sonra bebeği sadece korunacağı kadar giydirmeniz yeterlidir. Bebeğinizin üşüyüp üşümediğini burun ve ense bölgesinden anlayabilirsiniz. Eğer bu bölgeler soğuksa bebeğiniz üşüyor demektir.
  • Yeni doğan bebeklerin çamaşırlarını egzama ve pişik gibi rahatsızlıkların önüne geçebilmek için bebeklere özel sabunları ya da özel bebek deterjanları ile yıkamalısınız. 
  • Bebeklerin göbek kordonu genellikle 7 -10 gün arasında düşer. Bu süre içerisinde bebeğin göbek kordonu bölgesini kuru ve temiz tutmalı, herhangi bir eczaneden satın alabileceğiniz göbek bağı bakım seti ile düzenli olarak bakım yapmalısınız.
Anne&Bebek

Babalık Depresyonu İle Başa Çıkma Yöntemleri

babalık depresyonu

Doğum sonrası depresyonu yeni doğum yapmış annelerde sıkça görülen bir durumdur. Hamilelikten kaynaklı hormonlarda yaşanan dalgalanmalar ve yeni bir hayat annede lohusa döneminde depresyona sebep olabilir. Daha çok annelerde görüldüğü düşünülen doğum sonrası depresyonu kimi zaman babalarda da meydana gelebilir. Babalık depresyonu adı verilen bu durum genellikle doğum sonrası 3-6. aylarda yaşanır. 

Babalık Depresyonu Sebepleri

Babalık depresyonuna genellikle stres ve uyku sebep olur. Eş ile yaşanan anlaşmazlıklar, bebek ile birlikte gelen sorumluluk hissi, bebeğin getirdiği maddi yükler de babalık depresyonuna yol açabilir. Babalık depresyonu daha çok uyku problemi ya da hormonal bir rahatsızlığı bulunan kişilerde ortaya çıkar. Ayrıca geçmişinde depresyon öyküsü olan, kendi anne babası ile ilişkisinde problem olan, eşi ile arasında sorunları olan, çevresinden sosyal destek almayan, ekonomik problemleri bulunan kişiler de risk alanı içerisindedir. 

Babalık Depresyonu Belirtileri

  • Uyku problemleri
  • Sürekli endişeli ve kaygılı ruh hali
  • İştahta azalma
  • Cinsel isteksizlik
  • İş performansının azalması
  • Vücudun farklı bölgelerinde sebepsiz ağrıların yaşanması
  • Yorgunluk ve halsizlik hissi
  • Sosyal aktivitelerde azalma

Babalık Depresyonu ile Başa Çıkmanın Yolları

Babalık içgüdü ile gelen bir şey değildir. Sonradan öğrenilir. Bunu baştan kabul ederek istekli ve sabırlı olmak babalığa hazırlık aşamasında uygulanması gereken ilk şeydir. Eşlerin birbirleri ile sık sık konuşarak birbirlerini anlamaya çalışması iletişimden kaynaklı rahatsızlıkların önüne geçer. Doğum öncesi babayı da işin içine dahil edecek destek ve eğitim programları almak babayı da hamilelik ve doğum sürecine hazırlar. Bu tip aktiviteler babanın da bu sürecin bir parçası olduğunu hissettirir. Tüm bunların dışında doğum sonrası babanın tıpkı anne gibi ücretli ya da ücretsiz izin alması ve bu dönemi bebeği ile geçirmesi bebek baba bağının artmasına ve ilişkilerin daha sağlıklı ilerlemesine yardımcı olabilir. 

Tüm önlemlere rağmen babalık depresyonu eğer ortadan kalkmıyorsa tıbbi yardım almak gerekebilir. Ciddiye alınmayan depresyon vakaları evliliğe zarar verebildiği gibi sonu boşanma gibi kötü sonuçlara kadar ulaşabilir. Bu yüzden bir uzmana danışarak tedavi görmek sürecin çok daha rahat atlatılmasında yardımcı olacaktır.

Ne Yemeli

Bebeklerde Ek Gıdaya Ne Zaman Geçilir?

bebeklerde ek gıda

Bebekler doğduktan sonra ilk 6 ay boyunca anne sütü ile beslenmelidir. Anne sütü bebeğin ihtiyacı olan tüm besin ögelerini karşılar. 6. aydan sonra bebeklerin hem dış dünya ile tanışmaları hem de ufak ufak beslenme alışkanlığı edinmeleri için ek gıda süreci devreye girer. Bebeklerde ek gıda birçok anne babanın temel konuları arasındadır. Peki bebeklerde ek gıdaya ne zaman geçilebilir? Ek gıdaya geçiş aşamasında dikkat edilmesi gereken şeyler nelerdir? 

Bebeklerde Ek Gıda Geçiş Dönemi

  • Ek gıdaya geçiş süreci bebeklerin sindirim sistemlerini yeni besinlere alıştırabilmesi ve sistemin bu tip besinleri kaldırabilmesi için oldukça önemli bir süreçtir. O yüzden bu süreçte mümkün olduğunca panik yapmamalı ve sabırlı olmalısınız. 
  • Ek gıdaya geçmek bir anda gerçekleşen bir durum değildir. Anne sütünüz hala varsa süt ile beraber her hafta yeni bir besine geçmeli, geçiş aşamasını ortalama 1,5 2 ay gibi bir döneme yaymalısınız. Bebek de bu süre içerisinde ağız şapırdatarak, yiyeceklere uzanarak ek gıdaya istek sinyalleri verir, bu tip sinyalleri de izleyerek bebeğinizin neyi sevip neyi sevmediğini anlayabilirsiniz. 
  • Bebeklerin 6. aydan sonrası öğürme refleksinin zayıflamaya başladığı bir dönemdir. 6. aydan itibaren bebeğinize anne sütü ile birlikte yoğurt, sulu muhallebi gibi besinler vererek geçiş sürecini başlatabilirsiniz. Muhallebi ve yoğurt gibi hafif kıvamlı besinler bebeğinizin yutma duyusunu geliştirir. 
  • Ek gıdaları bebeğinize mutlaka aç olduğunda vermelisiniz. Karnı tokken bebeğiniz ek gıdayı reddedebilir, bu da sürecin uzamasına sebep olur. Ayrıca verdiğiniz her yeni yiyeceği tek olarak vermeli, eğer bir yiyeceği sevmediyse onu yemesi için zorlamamalısınız.
  • Yoğurt ve muhallebi vermeye başlamanızdan 7-10 gün sonra sebze pürelerine geçiş yapabilirsiniz. Patates, havuç, bezelye, brokoli gibi yiyeceklerle sebze püreleri hazırlayarak bebeğinizin daha katı gıdalara geçişini kolaylaştırabilirsiniz. 
  • Yine bir 7-10 gün sonra ilave olarak meyve pürelerine ve daha sonra yumurta, peynir, bebe bisküvisi gibi besinlere geçiş yapabilirsiniz. 
  • Bebeğinize verdiğiniz besinlerin mutlaka taze ve mevsiminde olmasına, iyi yıkanmış olmasına dikkat etmeli, yiyecekleri bebeğinize biberonla değil kaşık ya da bardak yardımıyla vermeye çalışmalısınız.
  • Ek gıdaya geçiş aşamasında bebeğinizi hiçbir şekilde zorlamamalı, neyi yemek isteyip istemediğini ona bırakmalı, besinleri azar azar ve yavaş yavaş olacak şekilde çocuğunuzun önüne koymalısınız. 
Anne&Bebek

Bebeklere Tuvalet Eğitimi Ne Zaman Verilir?

bebeklerde tuvalet eğitimi nasıl verilir

Tuvalet eğitimi, çocuk büyütme aşamasında annelerin en zorlandıkları konulardan biri. Ne kadar erken başlamalı, nasıl bir eğitim vermeli, çocuk henüz buna hazır mı gibi sorular akılları oldukça karıştırıyor. Çocuğun biyolojik ve duygusal açıdan hazır olduğu dönemi yakalamak ve doğru bir eğitim verebilmek her ne kadar zor gibi görünse de bazı ipuçlarını uygulayarak çocuklarda tuvalet eğitimi konusunu basit bir şekilde çözebilirsiniz. 

Tuvalet Eğitimi Ne Zaman Verilir?

  • Bebeklere tuvalet eğitimi verebilmek için en ideal dönem 15 ve 18. aylar arasıdır. Bu dönemde çocukların idrar torbalarının gelişimi başlar. Yaş aralıkları her çocuk için farklılık gösterse de genellikle çocuğun psikolojik ve biyolojik açıdan hazır olduğu dönem 15 ve 18. aylar arasıdır. 
  • Çocuklara tuvalet eğitimi verebilmek için öncelikle bir hazırlık sürecinden geçilmelidir. Bu süre içerisinde bir lazımlık edinmeli, lazımlığı çocuğunuzun rahatça görebileceği bir yere koymalısınız. Çocukların tuvalet eğitimine lazımlık ile başlaması kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlar. Lazımlığı oyun odası gibi çocuğunuzun bulunmaktan keyif aldığı ve sürekli görebileceği bir noktaya koyabilirsiniz. Bu sayede eğitimi korkutucu olmaktan çıkıp bir oyun sürecine çevirebilirsiniz. 
  • Çocuğunuza sık sık lazımlığın sadece ona özel ve ona ait olduğunu söylemeli, sifon, çiş, kaka gibi terimler hakkında konuşarak onu bilgilendirmelisiniz. 
  • Çocuklarda tuvalet eğitiminde en önemli konu sizin tavırlarınız. Çocuğunuzu hiçbir şekilde zorlamamalı, hata yaptığında kızmamalı aksine onu sık sık eğitim süreci ile ilgili övmeli ve cesaretlendirmelisiniz. Sizin eğitim sürecinde neşeli olmanız onu da keyiflendirir ve süreci daha rahat bir şekilde geçirmesine yardımcı olur. 
  • Tuvalete gittiğinizde çocuğunuzu da yanınızda götürebilir, hatta lazımlığı banyoda ise aynı anda lazımlığa oturmasına izin verebilirsiniz. Bu sayede sizi örnek alıp bunu rutine döndürmesine destek olabilirsiniz. 
  • Bebek bezini bir kez çıkardıktan sonra bir daha takmamalısınız.
  • Çocuğunuza tuvaleti geldiğinde kolayca çıkarabileceği  kıyafetler seçmelisiniz. Çocuk tuvaletini tutmayı öğrenene kadar çişi ya da kakası geldiğinde üstündekilerin kolayca çıkarılabilir olması önemlidir.
  • Aceleci davranmamalısınız. Tuvalet eğitimi süreci her çocukta farklı ilerleyebilir. Kimi çocuklar tuvalete kolayca alışabildiği gibi kimilerinde süreç daha uzun sürebilir. Sakin, sabırlı ve pozitif olmaya çalışmalısınız. 
Sporcu Anne

Hamilelikte Yoganın Faydaları

hamile yogası

Son yılların sağlıklı yaşam trendlerinden biri olan ve hemen her hastalığa bir faydası bulunan yoga hamilelik döneminde de son derece önemli. Prenatal yoga ya da hamilelik yogası adları ile verilen yoga programlarında gevşeme ve rahatlama yöntemleri ile hem hamilelik boyunca hem de doğum sırasında gerginliğin azaltılması ve vücudun fiziksel ve ruhsal olarak hızla toparlanması sağlanır.

Hamile Yogasının Faydaları

  • Uyku düzeninde ve kalitesinde artış sağlar.
  • Anne adayının fiziksel kondisyonunu korumasına yardımcı olur.
  • Gebeliğe bağlı bel ve sırt ağrılarının azalmasına yardımcı olur. 
  • Bulantı, karpal tünel sendromu, baş ağrısı ve nefes darlığı gibi şikayetlerin azalmasında etkilidir. 
  • Solunum ve dolaşım sistemini güçlendirir.
  • Karın kaslarını güçlendir. İştahın kontrol altına alınmasında yardımcıdır. 
  • Enerjiyi yükseltir, hamileliğin daha mutlu, huzurlu ve keyifli geçmesinde yardımcıdır. 
  • Stres, endişe ve öfkeyi azaltır. 
  • Doğum sırasında kullanılacak kasları güçlendirip gevşeterek doğumu kolaylaştırır. 
  • Hamileliğe bağlı duruş (postür) bozukluklarını önler. 

Hamile Yogasına Ne Zaman Başlanır?

Hamilelik yogaya başlamak için son derece ideal bir dönemdir. Zihin, gövde ve nefes arasındaki denge üzerine yoğunlaşan hareketler sayesinde hamilelik dönemi çok daha rahat ve keyifli bir şekilde atlatılır. Eğer daha önce yoga ile ilgili herhangi bir deneyim bulunmuyorsa anne adayının ikinci trimester’a kadar beklemesi daha uygun olacaktır. Yoganın düşük ile ilgili kanıtlanmış bir bağlantısı olmamasına rağmen birçok uzman gebeliğin ilk üç ayını bitirdikten sonra egzersiz ve hamile yogasına başlanmasını tavsiye etmektedir. 

Hamilelik Yogasına Başlamak İsteyenler için Öneriler 

Hamileliğinizde yogaya başlamak istiyorsanız öncelikle mutlaka takibinizi gerçekleştiren doktorunuzla görüşmeli ve yoga yapabilmek için onun onayını almalısınız. Kimi durumlarda gebeliği etkileyebilecek bazı tıbbi durumlar hamile yogası yapmaya izin vermeyebilir. Bu yüzden doktor kontrolünde ve onayında yoga yaparak hamileliğinizi daha sağlıklı bir şekilde sürdürebilirsiniz. 

Eğer yogaya ilk kez başlıyorsanız yoga egzersizlerini mutlaka bir yoga hocası eşliğinde yapmalı, programa yavaş ve nazik hareketler ile başlamalısınız. Hareketleri yapma esnasında eğer herhangi bir ağrı ya da rahatsızlık hissediyorsanız hemen durarak yoga hocasını bilgilendirmelisiniz. Hamilelikte önerilen yoga süresi günde 30 dakika civarıdır. Bu süreyi geçmeyecek ve kendinizi zorlamayacak şekilde yoga yapmalısınız. 

Yoga yaptığınız salon ya da odanın iyi havalandırılmış olmasına, aşırı sıcak olmamasına dikkat etmeli, egzersizler sırasında bol bol sıvı tüketmeli ve hem sizi hem de bebeği zorlayacak hareketlerden kaçınmalısınız. 

Anne&Bebek

Bebeğinizi Emzirmenin Faydaları

emzirmenin faydaları

Emzirmek hem bebeğin ihtiyaç duyduğu besin ögelerini sağlar hem de anne ile bebeğin bağ kurabilmesi için bir araçtır. Birçok sağlık uzmanı yeni doğan bebeklerin başka herhangi bir ek gıda kullanılmadan ilk altı ay boyunca kesinlikle emzirilmesini önerir. Hem annenin hem de bebeğin sağlığı için çok önemli olan emzirmenin faydalarını sizler için derledik.

Emzirmenin Faydaları Nelerdir?

  • Emzirmek bebeğinizle bağ kurabilmeniz için çok özel bir yoldur. Bebeğinizle emzirme esnasında kurduğunuz ten teması onun kendini daha güvende ve rahat hissetmesini sağlar.
  • Emzirmek annede oksitosin adı verilen bir hormonun salgılanmasını sağlar. Bu hormon annede sevgi duyusunu tetikler,  içgüdüsel davranışların yönlendirilmesini kolaylaştırır. Ayrıca oksitosin rahmin küçülerek hamilelikten önceki boyutuna gelmesini kolaylaştırır, süt salgısının sağlanmasına destek olur.
  • Anne sütü bebeğinizde oluşabilecek ishal, soğuk algınlığı, idrar yolu enfeksiyonları, astım gibi hastalıklara sebep olan enfeksiyonların görülme riskini azaltır. Bebeğinizi emzirerek onu diyabet, obezite ve kalp hastalıklarına karşı koruyabilirsiniz.
  • Anne sütünün faydalarından bir diğeri de bebeğinizin çene gelişimini desteklemesi, sinir sistemi, bağırsak gelişimi ve zeka gelişimini olumlu yönde etkilemesidir.
  • Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlamak doğum kanamalarının azalmasına yardımcı olur. Emzirmek ayrıca göğüs kanseri, yumurtalık kanseri, kemik erimesi ve anemi gibi hastalıkların oluşum riskini azaltır.
  • Emzirmek doğum sonrası kilolarını daha kolay verebilmenizi sağlar. Emzirerek doğum öncesi vücut yapınıza daha kolay ve hızlı bir şekilde kavuşabilirsiniz.

Emzirme döneminizde sütünüzün yeterli miktarda olması için günlük yaklaşık 450-500 kalori almanız gerekir. Bu dönemde bol bol su içmeli, yulaf, havuç, yeşil yapraklı sebzeler, kayısı, incir, hurma gibi anne sütünü artıran besinler tüketmelisiniz. Sigara ve alkol ürünleri sütün besleyiciliğini azalttığı ve bebek için son derece zararlı olduğu için bu dönemde bu tip kötü alışkanlıkları bırakmalısınız.

Anne sütü her zaman taze, doğal, katkısız ve bebek için uygun sıcaklıktadır. İstediğiniz an elinizin altında ve bedavadır. Bebeğinizin ruhsal, bedensel ve zeka gelişimine yardımcı olabilmek ve hem kendi sağlığınızı hem de onun sağlığını koruyabilmek adına doğumdan sonraki ilk altı ay boyunca bebeğinizi emzirmenizi öneririz.

Ne Yemeli

Doğurganlığı Artıran Yiyecekler Nelerdir?

doğurganlığı artıran yiyecekler

Anne olmak, sağlıklı bir bebek sahibi olmak her kadının hayali. Ancak günümüz olumsuz yaşam koşulları kimi zaman kadınların yumurtalarının sayı ve kalitesinde problemler yaşanmasına sebep olabilir. Beslenme tarzında yapılacak bazı değişiklikler yumurtanın kalitesinin artarak doğurganlığın da beraberinde artmasına yol açar. Peki doğurganlığı artıran yiyecekler nelerdir? Hamile kalmak isteyen kadınlar nasıl beslenmeli?

Doğurganlığı Artıran Yiyecekler

1 . Karaciğer 

Karaciğerin içeriğinde folik asit, B vitamini, demir, inositol ve kolin bulunur. Bu vitamin ve mineraller vücut açısından faydalı olduğu gibi yumurta kalitesi açısından da oldukça önemlidir. Haftada 2 kez karaciğer tüketerek doğurganlık oranınızı artırabilirsiniz.

2 . Balık 

Çok kaliteli bir omega 3 kaynağı olan balık doğurganlık için de faydalı besinler arasında. Omega 3 sayesinde hormonların düzenlenmesine yardımcı olan balık ayrıca rahimdeki kan dolaşımını düzenler ve vajinal akıntıların önüne geçer. Gebelik düşünen kadınlar özellikle uskumru, somon, sardalya, hamsi, alabalık gibi yağ oranı yüksek balık türlerini haftada en az bir kez tüketmelidir.

3 . Sarımsak

Her derde deva sarımsak hormonların düzenlenmesini sağlayarak gebe kalma şansını artırır. Sarımsak ayrıca vücuttaki salgı bezlerini çalıştırır, cinsel organlara kan akışını artırır, yumurtaları serbest radikallerden korur.

4 . Fesleğen

Doğurganlığı artıran besinlerden bir diğeri de fesleğen. Vücuda ferahlık ve zindelik veren fesleğen dolaşım sistemine olumlu etkide bulunarak cinsel isteğin artmasına yardımcı olur. E vitamini, C vitamini, riboflavin, niasin, çinko, fosfor, magnezyum, bakır, manganez, potasyum gibi vitamin ve mineraller açısından zengindir.

5 . Badem 

İyi bir omega 3 kaynağı olan badem aynı zamanda kalsiyum ve magnezyum içerir. İçerisinde bulunan sağlıklı doymamış yağlar kadınlarda doğurganlığı artırdığı gibi erkeklerde de testosteron üretimine destek olur.

6 . Süt ve Süt Ürünleri

Kalsiyum ve protein açısından zengin olan süt ve süt ürünleri yağında bulundurduğu fosfolipidler sayesinde hücresel aktiviyeleri korur, hücre zarını güvende tutar. Özellikle dondurma, kefir, yoğurt gibi ürünler yumurta kalitesinin artmasına yardımcıdır.

7 . Yeşil Yapraklı Sebzeler

Ispanak, roka, brokoli, kale, pancar ve turp yaprakları gibi yeşil yapraklı sebzeler de doğurganlığa olumlu etkisi bulunan besinler arasında yer alır. Bu tip besinler yüksek miktarda folat içerdikleri için vücut üzerinde yumurtlamayı arttırıcı etki yaratır ayrıca erkeklerde spermlerin daha sağlıklı olmasını sağlar .

Anne&Bebek

Doğum Sonrası Ödem Nasıl Atılır?

doğum sonrası ödem

Hamilelik sırasında sıkça yaşanan problemlerden biri ödem. Hamilelik boyunca vücutta damarlarda dolaşan kan hacmi % 50’den fazlaya ulaşır, ayrıca su tüketimi arttığı için damarlarda bulunan sıvı miktarı da beraberinde artış gösterir. Damarlarda bulunan sıvının artması ile birlikte damarlar genişler ve bir süre sonra sıvı hacmi tamamen karşılanamadığı için, fazla sıvı hücrelerde birikim yapar. İşte bu birikim ile doğum sonrası ödem meydana gelir.

Doğum Sonrası Ödem Neden Olur?

Doğum sonrası ödem genellikle gebelik döneminde yanlış beslenme alışkanlıklarından kaynaklanır. Sıcak havalar da ödem oluşumunu hızlandırabileceği gibi sezaryen ve epizyotomi gibi durumlar da ödeme sebep olabilir. Şişlik olarak da tanımlanabilecek ödem en çok ayaklarda ve ayak bileklerinde meydana gelir. Eğer anne çoğul gebelik gerçekleştirmişse ödem semptomları daha şiddetli görülür. 

Doğum Sonrası Ödemi Atmanın Yolları

1 . Ayakları Havaya Kaldırmak 

Doğum sonrası ödem nasıl geçer sorusunun en etkili yanıtlarından biri ayakları sık sık havaya kaldırmaktır. Eğer doğumunuzdan sonra ödem problemi ile karşı karşıyaysanız gün içerisinde fırsat buldukça uzanarak ayaklarınızı bir yastığın, sandalyenin ya da benzer bir nesnenin üzerine koyarak havaya kaldırmalısınız. Otururken bacak bacak üstüne atmamalı, ayaklarınızı sarkıtarak oturmamalısınız. 

2 . Bol Su İçmek

Doğum sonrası meydana gelen ödem problemini ortadan kaldırabilmek için yapabileceğiniz bir diğer şey de bol su içmek. Su içmek bilinenin aksine ödemi artırmaz azaltır. Su fazlalığı ödem oluşumuna sebep olan şey değildir. Ayrıca su içmek emziren annelerin sütünü de artıracağı için ekstra faydalıdır. 

3 . Yürüyüş Yapmak 

Gün içinde düzenli yürüyüş ve egzersiz yapmak ödem şikayetlerinizin azalmasına yardımcı olur. Yürüyüş sayesinde bacak toplardamarlarınız daha sağlıklı ve etkili bir şekilde görevini yerine getirir. Doku aralığında biriken sıvılar yürüyüş ve egzersiz ile birlikte daha kolay dağılır. 

4 . Tuz Tüketimi 

Tuz normal şartlarda ödem oluşumunu artıran bir besindir. Vücuttaki suyu tutar, özellikle bacak ve bileklerde şişliklere sebep olur. Tuzu azaltarak ödem oluşumunda da büyük bir azalmaya gidebilirsiniz. Yüksek miktarda sodyum içeren gıdaları beslenme programınızdan çıkarmak , uygun miktarda tuz tüketerek yediklerinize dikkat etmek doğum sonrası ödemi atmanıza yardımcı olacaktır. 

Anne&Bebek

Doğum Sonrası Depresyon

Doğum Sonrası Depresyon

Hamilelik dönemi birçok anne adayı için mutluluk ve heyecan verici bir dönem olsa da kimi zaman bazı anne adayları için ruhsal anlamda zorlayıcı olabilir. Özellikle hamilelik döneminin ve doğum sonrasının getirdiği değişimler ve değişiklikler annede zihinsel ve duygusal durumu olumsuz etkileyerek depresyona ( postpartum depresyon) sebep olabilir. Yaygın olarak doğumdan sonraki ilk haftada ortaya çıkan doğum sonrası depresyonu ile bilgileri yazımızın devamında bulabilirsiniz. 

Doğum Sonrası Depresyon Belirtileri

  • Sık sık yaşanan ağlama krizleri
  • Uyku problemleri
  • Sürekli bir üzgünlük ve melankoli hali
  • Baş ağrıları
  • Halsizlik ve yorgunluk
  • Sinirlilik
  • Konsantrasyonda güçlük
  • İştahsızlık
  • Şaşkınlık

Doğum Sonrası Depresyon Neden Olur?

Genellikle psikolojik yardım gerektiren doğum depresyonunun, hamilelikte yükselen östrojen ve progesteron düzeylerinin doğum sonrası bir anda düşmesinden dolayı olduğu düşünülür. Tiroid bozuklukları, folat eksikliği de gebelik sonrası depresyonun biyolojik nedenleri arasındadır. Bunlar dışında hormonal değişiklikler, sosyal stres, hamileliğin sona ermesi ile fetusla olan yakınlığın bitmesi de doğum sonrası depresyona yol açabilir.

Postpartum depresyon dikkate alınmadığında ve tedavi sürecine geçilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabilir. Basit belirtiler gösteren rahatsızlık zaman içerisinde panik atak, bebeğe karşı ilgisizlik, anksiyete, ölüm ve intihar düşüncelerine kadar varabilir. Doğum sonrası depresyonun tedavisi için doktor gözetiminde anti-anksiyete veya antidepresan ilaçlar kullanılmalıdır. Ancak emziren anneler için antidepresan kullanımı uygun bulunmadığı için anneye kadın doğum ve psikiyatri  doktorlarının bir arada uygulayacağı bir tedavi planı uygulanmalıdır. Bu noktada anneye ilaç tedavisi yerine psikoterapi uygulanabilir. Birçok kadında tedavi ile birlikte depresyon belirtileri en geç bir yıl içerisinde ortadan kaybolur. 

Doğum Sonrası Depresyonu Yenebilmek için Öneriler

Eğer doğum sonrası yukarıda yazan belirtilerden bir ya da birkaçını gözlemliyorsanız tedavi haricinde kendiniz de bazı önerileri uygulayabilirsiniz. Uykunuzu iyi almak, bebek uyurken birlikte uyumaya ve dinlenmeye çalışmak, eş ile iş bölümü yaparak bebeğin bakım yükünü paylaşmak depresyonu yenmenizde yardımcı olacaktır. Ayrıca hamilelik sırasında ve sonrasında beslenmeye dikkat etmek ve çevrenizdekilerden bebek bakımı konusunda yardım istemek doğum sonrası depresyonu ile başa çıkmanıza yardımcı olacak ipuçları arasındadır. 

Anne&Bebek

Doğum Kontrol Hapları Nasıl Kullanılır?

Doğum Kontrol Haplarının Kullanımı

Doğum kontrol hapları, tüm dünya genelinde güvenilir bir gebelikten korunma yöntemidir. Her bir hap içerisinde iki adet gebelik önleyici hormonun yer aldığı ve 21 tane hap içeren kutular şeklinde satılan doğum kontrol haplarının kullanımı rastgele olmadığı gibi kullanmadan önce mutlaka doktor onayı almalı, hapların kullanımı esnasında bazı noktalara dikkat etmelisiniz. Bu yazımızda doğum kontrol hapları nasıl kullanılır ve kullanırken nelere dikkat etmek gerekir gibi konular hakkında bilgi bulabilirsiniz. 

Doğum Kontrol Haplarının Kullanımı

21 tane hapın bulunduğu paketlerde satılan doğum kontrol haplarında, her bir hapın üzerinde haftanın bir günü yazar. Eğer ilaca ilk kez başlıyorsanız, ilacın alınması gereken ilk gün adet kanamasının başladığı gün olmalıdır. Ancak yine de adet kanamasının ilk beş günü içerisinde ilk hap alınsa da etkisinden herhangi bir şey kaybetmez. Haplara hangi gün başladıysanız paketin arkasında yazan gün içerisinde bulunan haptan başlamak ilaç takibinizi kolaylaştıracaktır. Örneğin eğer regliniz Cuma günü başladıysa, paketin arkasında Cuma yazan hapı içerek geri kalan günlerde devam eden sırayı kolayca takip edebilirsiniz. 

Hapları her gün bir tane olmak üzere 21 gün boyunca kullanmanız gerekir. Doğum kontrol haplarının kullanımını her gün hemen hemen aynı saate denk getirecek şekilde organize etmelisiniz. 3 -4 saatlik farklar çok fazla problem oluşturmaz ancak uzun süreli farklar hapın etkisinde olumsuzluk yaratabilir. Hapları aç karnına ya da tok karnına alabilirsiniz ancak kimi bünyelerde aç karnına almak mide bulantısı yaratabileceği için tok karnına almayı tercih edebilirsiniz.

21 günlük kullanım sonucu haplar bittiğinde kullanıma bir haftalık bir ara vermelisiniz. Son hapı almanızdan yaklaşık 3 -4 gün sonra regl kanamanız başlayacaktır. Yeni hapa başlamak için reglinizin bitmesine gerek duymadan, ilacı bıraktığınız günden bir hafta sonra olacak şekilde yeni pakete başlayabilirsiniz. 

Doğum kontrol hapını sadece ilk kez kullandığınızda reglin ilk beş günü içerisinde almalı, kalan süreçlerde paketin bitiminden yedi gün sonra alacağınız şekilde devam etmelisiniz. Bu kullanım reglinizin düzenli bir şekilde 28 günde bir olmasına yardımcı olur ve reglinizi düzenler. Doğum kontrol haplarını bu düzen içerisinde, düzenli olarak gün atlamadan kullandığınızda içerdikleri hormonlar sayesinde yumurtlamayı önleyerek sizi istenmeyen gebeliklerden korur.